Ben bilim insanıyım, ayrıca büyük bir Star Trek, özellikle Mr. Spock hayranıyım. Mr. Spock da bilim insanı, ayrıca Enterprise uzay gemisinin ilk kumandanı, Enterprise ekibinin maceraları  boyunca iş arkadaşlarıyla birlikte Mr. Spock’ın duygularının varlığı ve yokluğuyla uğraşıyorlar.

Mr. Spock yarı insan yarı Vulkan, Vulkanlar duygularını kontrol etmeyi ve bastırmayı öğrenen, böylece tamamen mantıklı davranan bir uzaylı ırkı. Mr. Spock sadece yarı Vulkan olduğu için kendini sürekli bir duygu ve mantık karmaşası içinde buluyor, üstelik bir ekibin parçası, tüm ekip mücadele veriyor, analiz yapıyor ve bu çelişkiyle dalga geçiyorlar. Star Trek hayranları da bu çelişkili davranışızevkle izliyorlar.İzleyiciler bunu çok ilginç buluyorlar. tüm Star Trek yapımlarında bu konu en dikkat çekici nokta oldu. Benim bugün konuşmak istediğim konu da bu:

Bilimde duyguların rolü.

Bilimin gerçekler ve mantıktan ibaret olduğunu, hislerin bilimde çoğu zaman önemsenmediğini veya aşılması gereken bir engel olarak görüldüğünü düşünürüz. Duyguların bilimde en az hayatımızda olduğu kadar önemli olduğunu söylemek istiyorum. Bilim insanlar tarafından yapılır, insan olarak ne kadar çalışsak da duygularımızdan kurtulamayız.Bu yüzden onlarla savaşmak yerine bilim için bile olsa duygularımızdan fayda çıkarmalıyız, çünkü büyük atılım ve yeniliklergerçekler ve mantıkla eşit öneme sahip.

Mr. Spock’a geri döneceğim ama bilimde duygunun rolüyle ilgili tecrübelerimi paylaşmak istiyorum, özellikle son birkaç yıldır sürekli düşündüğüm bir hikâye var.Organik ışık emen diodlar
üzerinde araştırma alanında çalışıyorum, sözde OLED’ler yani. Onları bu şekilde tanıyorsunuz, yeni nesil ekranlar olarak.

OLED'ler yani. Onları bu şekilde tanıyorsunuz, yeni nesil ekranlar olarak

OLED’ler akıllı telefon ve TV ekranlarında giderek daha çok kullanılıyor. Parlak, çok renkli ve bükülebilir olmasını sağlıyorlar. Fizikçi iş arkadaşlarımın araştırma laboratuvarında buna benziyorlar. Kimyager olarak onları düşündüğümde aklımda beliren görüntü bu. Üzerinde çalışmaya başladığımdan beri bunu çok sevdim. Bu yüzden de daha önce çalıştığım şirketin OLED araştırmasına son vereceğini ilan ettiği haberleri hiç hoşuma gitmedi. O zamanlar yönetimin bu karara ilişkin sebepleri vardı ve şirket aslında konuyu çok iyi idare etti. Hiç kimse işini kaybetmedi ve herkes çalıştığı işin karşılığını aldı.

Bugün size göstermek istediğim, bilim insanı iş arkadaşlarımla birlikte şirketin bu kararı alması ve projedeki son günümüz arasında geçen zaman dilimindeneler olup bittiği. Bilimde duyguların yerine dairküçük bir örnek çalışma olarak düşünün. ve projemize devam edilmeyeceği açıklandıktan sonra bile günbegün çalışmaktan kendimizi alıkoyamadık. Tüm faaliyetlere usulüne göre son vermek ve herkese şirket içindeyeni işler bulmak aylar sürdü.

OLED Teknolojisi şöyle gelişti.

Son verilecek bir proje üzerinde çalıştığımızı bilsek de o aylar süresince verimimiz tavan yaptı. İki farklı OLED projesi üzerinde çalışıyorduk: mavi ışıklı OLED’ler için materyallerin geliştirilmesi,buna 2001’de başlanmıştı; ikincisi ise 2014’te başladığımız yeşil OLED’lerin materyalleri. Size gösterdiğim sonuçlar yeşil OLED projesiyle ilgili. Grafikte cihazlarımızın dayanıklılığı için çok önemli bir ölçüm olan kullanım ömrünün zamanla geliştiğini görüyorsunuz. projenin ilk 6 ayı içinde küçültmeye gitmemiz, mümkün olduğu kadar hızlıca projeyi sonlandırmamızve diğer işlere başlamamız söylendi. Yine de o andan itibaren sonuçlarımız hızla ilerlemeye devam etti. Bu nasıl mı oldu? Açıklama sonrasında, çok hızlı şekilde,iş arkadaşlarım ekibi bırakmaya başladı ve  kısa zaman içinde küçük bir gruba dönüştük,hepimiz de aynı tutum içindeydik,

”Bu gemiyi en son ben terk edeceğim.”

Demek istediğim, proje üzerinde çalışan bilim insanlarının sayısı azalırken kalanların projeye bağlılığı çok büyük oranda artış gösterdi. Ayrıca daha yeni ve güçlü bir ekip ruhu ortaya çıktı.Hepimiz işimize dair aynı tutkuyu paylaşıyorduk, sona erecek olması hepimizi üzmüştü ve fikirlerimizi hayata geçirebileceğimizi göstermek istedik. Daha büyük bir şeyeait olduğumuzu hissettik.

Dahası,projemiz yönetimin ilgi odağından neredeyse çıkmıştı çünkü yeni projeler ve yeniden yapılanma düşünmeye başlamışlardı. Bunun sonucunda ekstra özgürlükve bazı işleri kendi elimize alma imkanı edindik. Tabii ki daha çok özgürlük daha çok sorumluluk demek, bu bizi mutlu ediyordu çünkü işimize inanıyorduk. Güçlenmiş hissediyorduk. Bu üç sütun ise…bağlılık, aitlik ve güçlendirme, kendi kendine güç veren bir döngüde birlikte çalıştılar,kapanışa yaklaştıkça sonuçlarımız daha iyi oldu.

İdama mahkum edilmiş bir proje üzerinde kişisel bir özveriyle çalışıyorduk çünkü anlamlı bir şeye bağlandığımızı hissetmiştik. Tabii ki zor ve moral bozucu olduğu zamanlar oldu ama laboratuvarda veya bazen bir kafede birlikte oturup projenin bitişi ve işte aldığımız zevk hakkında paylaşımda bulunuyorduk. Yani çok yoğun ve heyecan verici bir zaman geçirdik. Materyallerimiz için elde ettiğimiz kullanım ömrüo zamanki yeşil OLED’ler için ticarileşmiş materyallerle eşdeğer olduve biz bunu sadece 1 yıl içinde başardık.

Bu sonuçlar şirketimizin patentleri gerçek değeriyle satmasına da yardımcı oldu. Şimdi izin verirseniz bu hikâyeyi farklı karakterler ve biraz değişik bir faaliyet üzerinde anlatayım. Star Trek’ten alıntı bir hikâye. Fimleri izlemeyenler kusura bakmayın, zevkini kaçıracak bir şey söylemem lazım. Mr. Spock, Star Trek II’nin sonunda Enterprise uzay gemisini kurtarmak için kendini feda ettiğinde Kaptan Kirk ve asıl ekibi Spock’ı bulmak için evrende ava çıkmaya kararlılardı, üstelik onu yaşıyor olarak bulma ihtimalleri çok az olmasına rağmen.

Starfleet Kumandası ne onlara ne de başka bir gemiye bunun için izin verdi,onlar da büyük bir şevkle işi kendi ellerine alıp Spock’ı bulmak üzere yola çıktılar. Büyük zorluklar sonrasında onu buldularve o da memnuniyetle ekibe geri katıldı. Ekibinin onu kurtarmak ve ekibi bir arada tutmak için yaptıkları plana gösterdikleri bağlılığıhissedebiliyordu.

Yıllar içinde devam filmlerinde Mr. Spock şunu anladı ki mantık ve duygu kombinasyonu yeni dünyalar keşfetmek ve zorluklarla yüzleşmek için çok önemli ve bu konuda çelişki yoktu artık. Hem OLED hem de Star Trek hikâyeleri aslında çığır açan hikâyeler için ortam hazırlıyor, bilim olsun veya olmasın. Ana karakterlerin hepsi büyük bir ekibin parçası. Ekibin tüm üyeleri amaçları için büyük özveri gösteriyor. Elde edebilecekleri her özgürlük için çabalıyor ve almaları gereken her tür sorumluluğu alıyorlar. OLED projemiz sona yaklaşırken pek çok kez bir tavsiye aldım.

”Kişisel hâle getirme.Başka bir şey üzerinde çalışabilirsin.”

Buna uysaydım göz yaşı dökmezdim ve üzgün geçirdiğim bazı akşamları hiç geçirmezdim ama aynı zamanda bu büyük kişisel gelişim ve mutluluğu asla edinemezdim. İş arkadaşlarım ve tüm  pojemiz için  aynısı geçerli, çok daha azını başarırdık. Bu yüzden bilim gerçekler ve duygular üzerine kurulu olmalı. Bilimde duygularımızı kullanmamız gerektiğini söylediğimdegerçekler yerine hislerimizi kullanmamız gerektiğini değil, gerçek bazlı bilim ve inovasyonda uygulamak ve katalize etmek için duygularımızı da kullanmaktan korkmamamız gerektiğini söylüyorum.

Duygu ve gerçek birbirine karşı çıkmıyor. Birbirini tamamlıyor ve güçlendiriyor. Anlamlı bir şeye duyulan bağlılık, daha büyük bir şeye hissedilen aitlik, yetkilendirilmekyaratıcılık ve inovasyon için çok önemli. Ne üzerinde çalışırsanız çalışın, değeri olduğundan emin olun ve istediğiniz kadar kişisel hâle getirin.

Teşekkür ederim.

Yorum Bırakın

BÜLTEN ABONELİĞİ

Siteye eklenen içeriklerden öncelikli olarak haberdar olmak isterseniz aşağıdaki forma e-posta adresinizi yazarak ücretsiz bültenime üye olabilirsiniz.